İstanbul’da konut uzmanlığı yapan ve uzun yıllardır böbrek yetmezliği yaşayan Yasemin Gündüz (44) bir süre önce diyalize bağlandı. “Diyalize girdiğimde saatlerim ve günlerim gidiyordu. Hayatımı verimli bir şekilde yaşayamıyordum” diyen Gündüz’ün tek şansı böbrek nakli olmaktı ancak kadavradan uygun donör bulunamıyordu. Ukrayna’nın başkenti Kiev’de yazılım mühendisliği okuyan Tunahan Gündüz’ün (24) ise annesinin diyalize bağlı şekilde oldukça zor şartlar altında hayatını devam ettirmesine artık gönlü el vermiyordu. Böbreğini annesine vermek istedi ancak anne Yasemin Gündüz bu teklifi kabul etmedi.

‘BİR BOMBA SESİYLE HER ŞEY DEĞİŞTİ’

Annesini nakil ameliyatına ikna etmek için Türkiye’ye gelmek isteyen Tunahan Gündüz, “Benim normalde Türkiye’ye dönme planım yoktu. Ukrayna’da okulum devam ediyordu.  Önce dedemin ve teyzemin böbreği düşünüldü fakat bunun için yapılan testlerde nakil için uygunluk sağlanamadı. Sıra bana gelmişti ve bu sırada savaş başladı” diye konuştu. Savaşın beklenmedik bir anda başladığını belirten Gündüz, bu sebeple büyük bir şaşkınlık yaşadığını ifade ederek yaşadığı o anları şöyle anlattı:

“Ben yurtta arkadaşlarımla birlikte kalıyordum. 23 Şubat’ı 24 Şubat’a bağlayan gece saat 02.00 gibi uyumak için yatağıma gittim. Yaklaşık 2 saat sonra şiddetli bir patlama sesiyle uyandım. İlk günler oldukça kaotik geçti. Bomba seslerinin ardından sığınaklara koşuyorduk, sığınaklarda yatıp kalkıyorduk.”

Rus ordusuna ait devasa bir konvoyun Kiev’e yaklaştığı yönündeki haberlerin ardından ülkeden ayrılmaya karar verdiğini söyleyen Gündüz, “Ben okurken aynı zamanda taksicilik yaparak masraflarımı çıkarıyordum. Bu amaçla bir araç satın almıştım. Sığınaktayken bize Rus ordusunun devasa bir konvoyla Kiev’e ilerlediği ve yaklaşık 40 kilometrelik bir mesafe olduğu haberi geldi. Ülkeden ayrılmak için son şansım olduğunu düşündüm. Ukrayna’dan çıkmak 2 gün sürdü” dedi.

“Bizim için en büyük endişe kaynağı uçaklardı. Alçaktan uçan ve bombardıman yapan çok sayıda uçak vardı. Bu bombardıman zaman zaman bana o kadar yakın oluyordu ki arabama şarapnel parçaları saplandı.”

Kiev’den ayrılmaya çalışırken 6 ila 7 saat trafikte kaldığını söyleyen Gündüz, “Çevremizdeki ormanlarda gizlenen Ukrayna birliklerinin tank ve top atışlarını duyarak uyumaya çalışıyordum. Her uyuduğumda ertesi güne uyanamayacağımı düşünerek uyudum” diyerek yaşadığı zorlu anları aktardı.

Tunahan Gündüz Kiev’den ayrıldıktan sonra da birçok tehlike yaşadı. Savaşın en başından bu yana dünya basınında da yoğun şekilde gündeme gelen ve Kiev’in batısında bulunan Jitomir bölgesinde büyük tehlike atlattığını ifade eden Gündüz, “Ukrayna ordusu büyük şehir ve yerleşimlerin girişlerine kontrol noktaları ve tahkimat yapmıştı. Bu sebeple sık sık durduruluyordum. Aracımın arkasında Ukrayna Bayrağı ile birlikte Türk Bayrağı asılıydı. Askerler kontrolleri sırasında Türk Bayrağı’nın uzaktan Sovyetler Birliği Bayrağı gibi algılanabileceği, bu sebeple başıma kötü şeyler gelebileceği konusunda beni uyardı ve güvenlik için bayrağı kaldırmamı istedi. Zaten ben Jitomir’den ayrıldıktan hemen sonra bu bölgede yoğun çatışmalar ve bombardıman başladı” açıklamasını yaptı.

‘EN BÜYÜK SAVAŞ TÜRKİYE’DE BAŞLADI’

Kendisi için en büyük savaşın ise Türkiye’ye geldikten sonra başladığını belirten Tunahan Gündüz, “Annem benim böbreğimi istemiyordu. Uzun süre onu ikna etmeye çalıştım. Annemin iş yerine gidip oradaki arkadaşlarının da anneme bu konuda baskı yapmasını istedim. Annemi bir süre sonra ikna etmeyi başardık ve hemen testler yapıldı. Böbreğim annem için uyumluydu, hemen ameliyat günü verildi. Annem yine, ‘Şu an işlerim yoğunlaştı, sonra bakarız’ gibi sözlerle süreci uzatmaya çalışarak naklin önüne geçmeye çalıştı ama baskılarımız sonucunda ameliyatı da kabul etti” dedi. Annesine böbreğini vermesinin ardından, “Dünyalar benim oldu” diyen Tunahan Gündüz, “Annemle birlikte daha uzun yıllar birlikte olabileceğim ve bu benim için bir böbrekten çok daha önemli” diye de ekledi.

‘EN ZOR AŞAMA BENİ İKNA ETMEK OLDU’

Uzun yıllardır böbrek yetmezliği yaşadığını belirten Yasemin Gündüz ise, “Ben 11 yıldır bu durumdan muzdarip şekilde yaşıyorum. Son 7-8 aydır diyalize gidip geliyordum. Diyaliz süreci benim için çok yıkıcıydı çünkü aynı zamanda işlerime de devam ediyordum. Son dönemlerimde artık mesai saatlerinde vücudum kendini bırakmaya başladı, yere düşüp yaralandığım oldu. Saçlarım dökülmeye başlamıştı. Oğlum tüm bunların ardından dayanamayıp böyle bir karar aldı” diye konuştu. Ukrayna’da savaşın başlamasıyla birlikte kendisi için durumun daha da zorlaştığını belirten anne Gündüz, “Diyaliz ve işimin aynı anda devam etmesi beni çok kötü etkiliyordu. Bunun üstüne bir de Ukrayna’da savaş başlayınca endişem daha da arttı. Oğlum oradaydı ve o Ukrayna’dan çıkana kadar benim için her şey çok daha zor oldu” şeklinde duygularını paylaştı.

“İş arkadaşlarım bana oğlum için bunu yapmam gerektiğini, beni kaybederse oğlumun büyük bir yıkım yaşayacağını söyleyince kabul ettim” diyen Yasemin Gündüz sözlerine şöyle devam etti:

“Bu kararın doğruluğu veya yanlışlığı üzerine hala düşünüyorum çünkü 24 yaşındaki oğlumun bir böbreğini aldım. Önümüzdeki yıllarda ne yaşayacak henüz bilmiyoruz. Gelecekte şeker hastası olursa veya vücudunda bir enfeksiyon tespit edilirse onun için her şey daha zor olacak. Bu sebeple ben çok gönüllü olmadım.”

‘HAYATIMIN SONUNA KADAR MİNNETTTAR OLURDUM’

İnsanların organ bağışı konusunda duyarlı olması gerektiğini vurgulayan anne Gündüz, “Hayatını kaybeden veya beyin ölümü gerçekleşen insanların organları onlarca kişiyi kurtarabilir ama bu konuda toplumda büyük bir duyarsızlık var. Ben ihtiyaç duyduğum böbreği bir kadavradan almış olsaydım hayatımın sonuna kadar o insana minnettar olurdum ve dua ederdim. Bu konuda insanlar özellikle dini hassasiyetleri gerekçe göstererek organ bağışından uzak duruyorlar ama bu hassasiyetin bir temeli yok. Öldüğünüz zaman ruhunuz bedeninizden ayrılır, bedeniniz ise toprak olur. Böyle bir durumda organ bağışıyla 4-5 kişinin hayatını kurtardığınızı düşünün. Bu kişilerin size edeceği dua emin olun ruhunuzu huzura erdirecektir” şeklinde konuştu.

“Benim yeğenim de diyalize girmek zorunda. Bazen uygun böbrek bulunduğunda hastaneye çağırılıyor. Onunla birlikte onlarca kişi de hastaneye gidiyor. Birinci asil, ikinci asil, birinci yedek diye onlarca kişi büyük umutlarla hastaneye gidiyor. Olumsuz sonuçlandığında bu insanların yaşadığı yıkımı düşünebiliyor musunuz? 7 defa hastaneye gitti bu çocuk ve her seferinde eli boş geri döndü.”

Diyaliz merkezinde birçok insanla tanıştığını ve çok zorlu süreçler yaşandığını paylaşan Yasemin Gündüz, “Genç bir çocukla tanıştım. Nişanlanmıştı ve evlilik için kadavra sırasında böbrek bekliyordu. Bu şekilde evlenirse evini geçindiremeyeceğini veya kızın ailesinin buna razı olmayacağını düşünüyordu. Diyaliz merkezlerinde 3 yaşında diyalize giren çocuk gördüm. Çocuk kabloları çıkarmaya çalıştığı için annesi çok zorluk yaşıyordu. Organ naklini bekleyen siz de olabilirsiniz. Benim başıma bunların geleceğini ben bilmiyordum. Kimse başına ne geleceğini bilemez” diyerek, organ nakli konusunda herkesi daha duyarlı olmaya davet etti.

‘BEKLEME SÜRESİ ORTALAMA 10 YIL’

Nakli gerçekleştiren İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı ve Organ Nakli Bölüm Başkanı Prof. Dr. Alp Gürkan da, “Şu anda ülkemizde 30 bine yakın böbrek hastası nakil listesine kayıtlı. Birçok hasta da organ çıkma oranının düşük olması ve listede bekleme süresinin çok uzun olması nedeniyle listeye kaydolamıyor. Gerçekten de listede bekleme süresi ortalama 10 yıl civarındadır. Ancak uygun bir böbrek çıktığında birçok kıstas arasında o böbreği alabilmek için en önemli puan hasta ile takılacak böbrek arasındaki doku uyumuna veriliyor” açıklamasında bulundu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.